Etrafınızda sizin gibi kitap okumayı seven insanlar varsa oldukça şanslı olduğunuzu düşünüyorum. Kitap tavsiyeleri alıp-verme, kitap sohbetleri yapma, kitaptan feyiz alınan bir olayı gerçekleştirme, çocuklarınıza bu konuda sevgi alışkanlık kazandırma gibi bir çok faydasını sayabilirim.
Bizim de küçük bir kitap okuma kulübümüz var. Genelde klasik bir kitap okuma kulübünden farklı olarak herkes önerilerini, tavsiyelerini, yapmamız gereken etkinlikleri, okumuşsa o kitap ile ilgili yorumları ve kimi zaman da kitap karakterlerinin kime benzettiği gibi konuları konuşuruz.
Grubumuzun kemik üç üyesi var bunun dışında ara ara bize katılıp ayrılan tek tük kabul ettiğiniz kişilerde oluyor. Grup üyelerimiz aileden kişilerden oluştuğu için her yıl birlikte tatil yaptığımız zaman gerçekleştirdiğimiz bir ritüelimiz var. Tatilde aynı kitabı birlikte okumak ve tatil süresince bitirmek. Tabii ki bazı muziplikler serbest:
Örneğin,
- Daha ileri sayfalarda olanın spoiler verme tehditleri
- Yine daha ileri sayfalarda olanın spoiler tehditi altında kafasına göre senaryoyu değiştirerek anlatması (İnanın çok çok yaratıcı olabiliyoruz ve hatta spontane olarak hemen arkasındaki kişiden destek alabiliyor ve böylelikle inandırıcılığı oldukça aratabiliyor.
- Diğer okuyucuların kitap ayıraçlarının yerini değiştirme vs.
Tatil için seçilecek kitaplar genellikle tatil süresince bitirilebilecek kalınlıkta olmalı, eğer kamp-glamping tarzı bir tatil planlandıysa korku temalı olmalı ve mümkün mertebe çok okumadığımız ama hep okumayı arzuladığımız yazarlardan olmalı. Son iki yıldır Olimpos-Çıralı ve Bördübet bölgelerine tatile gittiğimiz için konsept de korku oldu. Önceki sene için herkese Stephen King’in “Hayvan Mezarlığı”kitabından birer tane aldım. Hiç unutmuyorum hemen yola çıkmadan bir gün önce aklıma geldiği için ve kitap evlerinde birer tane olduğu için yaşadığım şehirdeki tüm kitap evi kırtasiyeleri gezip dört tane almıştım. Bu tarz tatillerde trekking yaparız. O yıl içinde önceden tırmanmaya çalışıp çocukların rahatsızlığından dolayı yarım bıraktığım bir rotayı seçmiştim. Geçen seferden tecrübeyle bu uzun dik rota için kafamda eksiklerimi belirlemiştim. Yeterli miktarda su, ışık kaynağı, gün batımına doğru gidiş-dönüş saatini ayarlama vs. Tüm bunlara rağmen karanlığa kaldık ve dönüş biraz zorlayıcı oldu. Elbette ki yürüyüş esnasında konu okuduğumuz kitap olunca oldukça heyecan verici anlar yaşanıyor. Biz bir de arabamıza varmamıza bir kaç kilometre kala kırılıp devrilmiş bir çam ağacı ve de bir anıt görünce (likya yolu yürüyüşü yaparken hayatını kaybeden bir kişi için bedenini buldukları yere dikilen ve mümkünse sulanması konusunda istekte bulunulan bir nar ağacı) anksiyete düzeyimiz yükseldi.

Bu yıl için kitapları kız kardeşim aldı. Yine aynı yazarın ilk yazdığı korku romanı olan “Göz” adındaki kitabıydı. Kitabımı aldığım gibi tarih ve yeri üzerine adım ile birlikte not düştüm. Bu sefer benim hınzırlıklara hazır olan diğer okurlar daha hızlı davranıp hep daha ileride olmayı hedeflediler.

Güzel olan bir diğer nokta ise bu kült kitapların bir kaç farklı versiyonda çekilmiş filmlerinin olmasıydı. İlkinde tatil dönüşü bizim evde bir arada olduğumuz için birlikte izledik yine film boyunca ortada bir sürü analizler, eleştiriler, olmuş olmamış yorumları vardı. Ama ikincisi için yollarımız dönüş rotasının son 362. kilometresinde ayrılmıştı. Ve dönüş yorgunluğu atılmasının hemen akabinde “teleparty” sayesinde birlikte izleme planları yapıldı.




Yorum bırakın